Ahlaki hükümlerin iman alanindaki ayetlerle es zamanli gelmesi toplumun inanc ve ahlak haritasini gözümüzün önüne sermektedir. Hz. Peygamber s.a.v. tevhid mücadelesine baslamadan önceki toplumun iman ve ahlak alanindaki savrulmalarina tarih sahitlik etmektedir. Toplumsal savrulmanin nedeni, kisilerin hayatlarinin hicbir alaninda Allahi hesaba katmadan bir hayat yasamayi tercih etmeleridir, ister tenzih düsüncesine bagli olarak Yüce Allahi hayatlarindan kovsunlar isterse inkarlarindan dolayi, fark etmez. Hayatinin tüm boyutlarinda Allahi c.c. hesaba katmayan herkes ahlaksizdir. Hayatlari da cahilidir. Vahyin nüzul döneminin fertleri ya Allahsiz veya Allaha ragmen bir hayati tercih etmislerdir. Ilahi olandan kopuk bu hayatin adi cahiliye diye tarihe gecmistir. Cahiliyeyi belirleyen ana damar Allah Tealaya hayatin genislik, derinlik ve uzunluk alanlarinda bir sekilde yer vermemek ise bu kavram tarihsel degildir. Dün vardi, bugün de vardir, yarin da olacaktir. Bu olumsuz durumun sürdürülebilir olmamasi icin Kuran, Iman alanindaki hükümlerini gönüllere arz etmis sonra da bunun üzerine ahlaki emirlerini bina etmistir. Iman alani olmasaydi salih bir amele dönüsmeyen bu davranislarin sahibine hicbir faydasi olmazdi. Imanin üzerine ahlaki hükümleri bina eden Allah Teala, kuluna sefkatli davranarak yaptiklarini karsiliksiz birakmamistir. Iman ve salih amellerle toplumsal önderlige liyakat kazanan Islam ümmeti darül-Islam kurma lütfuna mazhar olmustur.